Anasayfa Güzellik-Moda   Sağlık   Diyet-Spor   Aile-Çocuk   Aşk-ilişkiler  
 
Kilo almanızın nedeni besin hassasiyeti olabilir

Yapılan yeni bir araştırma, besin hassasiyeti (intoleransı) olan kişilerin, probleme sebep olan besinleri diyetlerinden çıkarmaları halinde, aynı miktarda enerji alarak kilo verebileceklerini göstermiştir.

Hala aynı miktarda yemek yediğiniz ama kilo verdiğiniz bir diyet hayal edin… Bu gerçek olamayacak kadar iyi olmaz mıydı?

2008’de yapılan bir araştırmada, kilolu 32 kadın, 3 ay süreyle takip edildi ve bu kişilerin %90’ı hiçbir çaba harcamadan yaklaşık 3 kg kaybetti.

Kadınların hepsinde besin intoleransı semptomları görülmekteydi: sürekli şişkinlik, baş ağrıları, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve açıklanamayan yorgunluk hali. Çalışma süresince, kişilerin diyetleri, kendileri için özel olarak düzenlenen beslenme programlarına tam olarak uyum sağlayıp sağlayamadıkları ve öncekiyle aynı miktarda enerji alıp almadıkları, ayda iki kez diyetisyenler tarafından kontrol edildi.

Besin intoleransı ve kilo
Bazı uzmanlar, besin intoleransının kilo alımına neden olduğuna inanıyorlar. Ve buna göre; probleme sebep olan besinleri yemeyip, bunların yerine besin değeri olarak benzer özelliklere sahip alternatiflerini tüketerek kilo verebilirsiniz.
Her besin her insanda aynı etkiyi göstermez. Çok sağlıklı olarak bilinen bir besin bazı insanlarda son derece olumsuz etkilere yol açabilir.

Örneğin; herkes tarafından ödem sökmeye yaradığı bilinen lahana bazı insanlarda ödeme sebep olabilir veya çok sağlıklı bilinen sarımsak bazı insanlarda yıllarca süren kilo sorunlarının sebebi olabilir.

Birçok insan, bir türlü önüne geçemediği şeker-çikolata ya da benzeri tatlı krizlerinden bahseder durur.

Pankreas ve mide enzimlerindeki problemler, geçici bağırsak sendromu veya bağırsak mantarı gibi birçok sebep, yediğimiz besinlerdeki proteinlerin, amino asitlere (proteinin yapı taşlarına) parçalanmadan bağırsaktan emilmelerine sebep olur.

Oluşan enflamasyon (dokuların travmaya yahut bakteri veya virüs istilalarına, ısınma, kızarma ve şişme tepkisi göstermesi) neticesinde bağışıklık (savunma) sisteminiz, aynı bir virüs veya bakteri varmış gibi harekete geçer. Bunun sonucunda vücutta bir takım reaksiyonlar (tepkiler) meydana gelir.
Beyindeki seratonin salgısı azalır, depresyon tetiklenir ve şekerli yiyeceklere olan şiddetli istek oluşur.

Şekerli yiyecekler yemek, geçici bir rahatlık sağlasa da sonrasında oluşan insülin artışı hemen ardından tekrar şekere istek doğurur. Bu reaksiyonlar, bizi kilo vermeyi imkansız hale getiren bir kısır döngü içine sokar.

Besin intoleransınız varsa ve o besinleri bilmeden tüketiyorsanız, vücut savunma sistemleriniz sürekli çalışacaktır. Bu durum beyinde seratonin eksikliğine, mutsuzluk-depresif hissetmeye, sürekli tatlı yeme isteğine ve vücudunuzda yağ depolanmasına sebep olacaktır. Ayrıca besin intoleransının devam etmesi sonucunda metabolizma hızı yavaşlayacaktır. Dolayısıyla kilo alımı kaçınılmaz olacaktır.

Cambridge Nutritional Sciences’ın ‘Besin İntoleransı Testi’ (CNS Test), bu süreçteki ilk adımınız.

Testin yüksek oranda antikor (savunma hücresi) miktarına sebep olan spesifik bir besini göstermesi durumunda, bu besini beslenme programınızdan en az 3 ay çıkarmanız uygun olacaktır. Semptomlar azaldığında, çıkarılan besinler yeniden diyete tek tek ve yavaş yavaş eklenerek etkileri gözlemlenebilir.


Diyetisyen Gülşah Yücel

 
Kilo almaktan korkup kuruyemişleri kesmeyin!

Bazı beslenme yanlışlarımız var, ısrarla yapıyoruz. Onlardan biri de “kilo alırım” diye korkup kabuklu kuruyemişleri yeteri kadar yememek.

Dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biriyiz. Yeteri kadar ceviz, badem, yer fıstığı üretiyoruz. Ama gelişmiş ülkelerde “ilaç niyetine” yenilen bu besinleri biz hala, “abur cubur yiyecekler” sınıfına koyuyoruz!

Oysa özellikle 90’lı yıllar sonrasında yapılan araştırmaları baz alarak fındık, ceviz, badem, yer fıstığı ve antepfıstığına hak ettikleri değeri vermek zorundayız. Araştırmalar, bu yiyeceklerin kalp krizi geçirme ya da kalp hastalığına yakalanma ihtimalini azalttıklarını gösteriyor.

FDA ne yaptı?
Amerika’da yapılan çok büyük bir araştırmada (Lowa Kadın Sağlığı Araştırması), haftada birkaç kere makul miktarda kabuklu yemiş yiyenlerde kalp krizi ve kalp hastalığı riskinin neredeyse P’lere yakın oranlarda düştüğünü gösteren verilere ulaşıldı.

Beş-altı yıl önce de Amerika’nın sağlık konusunda “astığı astık kestiği kestik” kurumu FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu), gıda şirketlerinin ürün paketlerinin üzerine “doymuş yağ ve kolesterol oranı düşük bir beslenmede çoğu kabuklu yemişten günde 40 gram yemek kalp hastalığı riskini azaltabilir” ifadesini yazmasına izin verdi.

Neden tavsiye ediyoruz?
Peki fındığın, cevizin, bademin, yer fıstığı ya da antepfıstığının bu mucizevi faydaları nereden kaynaklanıyor?

Sorunun yanıtı şu: Hepsinin de içinde bol miktarda posa, kolesterol düşürücü bitkisel sterol, folik asit, magnezyum, bitkisel Omega-3 yağları var. Bu bileşimler, özellikle içerdikleri doymamış yağlar nedeniyle kötü kolesterolü azaltma, iyi kolesterolü yükseltmede mükemmeller.

Miktar çok önemli!
Omega-3 yağları ile damar sağlığını güçlendiriyor, kalp ritim bozukluklarını önlüyor, kanı inceltip pıhtılaşma ihtimalini düşürüyorlar. Yapılarındaki arginin, damar duvarında daha fazla nitrik oksit üretilmesine ve bu yolla damarların gevşemesine, genişlemesine yardımcı oluyor.

Nitrik oksit ile sağlanan bu genişleme cinselliği destekliyor. Ayrıca kan basıncı da düşüyor. Koroner arterlerde kan akışı rahatlıyor. Yapılarındaki folik asit homosisteini düşürürken, potasyum kalbi güçlendiriyor. Kafanızı daha fazla karıştırmak istemem ama bana sorarsanız bu yiyeceklerin 30-40 gramlık miktarları kolesterol düşürücü, tansiyon ayarlayıcı haplar kadar etkili.

Bu yiyeceklerden uzak durmanızın nedeni, onları birer kilo makinesi gibi görmenizdir. Bu durum yüksek kalorili besinler olmalarından kaynaklanıyor. Ortalamada her birinin 100 gramı yaklaşık, 600 kalori civarında enerji kazandırıyor. Avuç avuç yerseniz, kilo almanız doğal. Oysa 30-40 gram yediğinizde, 150-200 kalori civarında bir kalori kazanımınız söz konusudur ve bu rakam ara öğünlerde almanızı tavsiye ettiğimiz rakama eşittir.

Ara öğünlerinizde cipsler, tuzlu veya şekerli bisküviler, fırın işi unlu, yağlı zararlı besinler ya da çikolata, dondurma yerine bu yiyecekleri tercih ederseniz, hem kilo sorunuyla karşılaşmaz hem de sağlığınıza ciddi bir yatırım yapmış olursunuz. Bizden söylemesi...

Mükemmel ara öğün seçenekleri
40 gr ceviz = 8 adet
40 gr fındık = 20 adet
40 gr badem = 20 adet
40 gr yer fıstığı = 20-25 adet
40 gr antepfıstığı (kabuksuz) = 20 adet


Prof.Dr.Osman Müftüoğlu

 
Doktorlar zayıflama ilaçları hakkında ne diyor
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Doktorlar ve diyetisyenler zayıflama ilaçları konusunda gerçekten tutarsızlık içinde.

 
«<12345678>»

Sayfa 1 - 8
AddThis Social Bookmark Button